Şizofreninin tedavisinde amaç nedir?

Şizofreni tedavisinde düşünce, duygu ve davranış düzeyinde ortaya çıkan belirtilerin ilaçlarla kontrol altında tutulması, toplumsal yaşantıyla ilgili ortaya çıkan yakınmaların da diğer tedavi yöntemleriyle düzenlenmesi ve böylelikle kişinin kendisi ve çevresiyle uyumlu bir yaşam sürdürmesi hedeflenmektedir.

 

Şizofrenide hangi tedavi yöntemlerine öncelik verilmektedir?

Tedavide öncelik ilaç kullanımındadır. Ancak, şizofreniyle ilgili bütün sorunların çözümünde ilaç tedavisi tek başına yeterli olmamaktadır. Bu nedenle, özellikle toplumsal yaşantıyla ilgili olarak ortaya çıkan yakınmaların çözümlenmesinde, destekleyici ve bilgilendirici içerikli bireysel, grup ve aile tedavilerinin de uygulanmasında yarar vardır.

 

Hangi türde ilaçlar kullanılır?

Şizofreni, psikotik bozukluklar arasında kabul edildiği için, tedavide kullanılan ilaçlar toplu olarak "antipsikotikler" olarak isimlendirilir. "Psikoz" terimi, genel olarak gerçeği değerlendirme yetisinin bozulduğu durumlar için kullanılır. İlaçlar, şizofreninin yanı sıra benzer belirtiler gösteren ve psikotik bozukluk olarak nitelenen başka psikiyatrik rahatsızlıklarda da kullanılırlar.

 

Antipsikotikler nasıl etkili olmaktadır?

Beyin, milyarlarca sinir hücresi içermektedir. Şizofrenide kullanılan klasik ilaçlar (haloperidol, trifluoperazin vb.), beyindeki sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan bazı maddelerin (örn. dopamin) aşırı etkinliğini engelleyerek etki göstermektedirler. Ancak, aşırı dopamin faaliyeti sadece şizofreniye özgü bir durum değildir.

 

Beyinde yapılar, sistemler, yollar ve bunlar arasındaki iletişimi sağlayan maddeler arasında son derece karmaşık ilişkiler bulunmaktadır. Örneğin; bir sinirsel iletinin aksadığı anlarda bir başkası tamamlayıcı olarak devreye girebilmektedir. Şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçlar, etki mekanizmaları aracılığıyla bir etkileşimler zinciri ortaya çıkarmaktadırlar.

 

Beynin bütün sinirsel ağı içinde yeni bir düzenlemenin ortaya çıkması ise, zaman içinde gelişen bir durumdur. Bu nedenle, ilaçlar kullanılmaya başladıktan iki-üç hafta sonra etkilerini gösterirler. Atipik olarak nitelenen nispeten daha yeni ilaçlar (klozapin, risperidon, olanzapin vb.) ise, dopaminin yanı sıra beyinde hücreler arası iletide rol oynayan serotonin, asetil kolin, noradrenalin, GABA, glutamat vb. maddeler üzerine etkilidirler. Bu ilaçlara dopamin dışındaki diğer sinirsel ileticiler üzerinde de etkili olmaları, yan etki ortaya çıkarma olasılığının klasik ilaçlardan daha az olması gibi özellikleri nedeniyle, "atipik antipsikotik" adı verilmektedir.

 

İlaçlar hangi belirtilerde etkilidir?

Klasik olarak nitelendirilen ilaçlar, şizofrenisi olan kişilerde görülen varsanıların, hezeyanların, saldırganlık düzeyinde ortaya çıkan bazı davranış bozukluklarının ortadan kaldırılmasında rol oynarlar. "Atipik antipsikotik" adı verilen ilaçlar ise, yukarıda sayılan belirtilerin yanısıra içe kapanma, toplumdan uzaklaşma, aldırmazlık, ilgi ve istek eksikliği, duygusal küntlük, iletişim kurmama, kendine bakımda azalma gibi belirtiler üzerinde etkilidir.

 

İlaçlar hemen etki eder mi?

Hayır. Seçilen ilacın etkinliğinin yeterli olup olmadığı hakkında kesin bir kanaat oluşturması için, uygun dozla kullanımda 4-6 haftalık bir süreye gereksinme vardır. Belirtilen süre içinde istenen sonuç alınamazsa ya da yan etkiler nedeniyle tedavi erken sonlandırılmak zorunda kalınırsa, yeni bir ilaca geçmek gerekir.

 

Çok sayıda ilacı birlikte kullanmak hızlı iyileşme sağlar mı?

Şizofrenide kullanılan ilaçların çoğunun ya da hepsinin aynı reçeteye yazılması, yan etki riskini artırmaktan başka bir işe yaramaz; çünkü bu ilaçların önemli bir bölümü benzer etki mekanizmasına sahiptir. Bazen hezeyanlar ve varsanılar için ayrı, uyku düzenini sağlamak için ayrı bir ilaç, verilebilirse de kullanılan ilaç sayısının daha fazla artışı durumunda yapılan tedavinin güvenilirliği zedelenir. Tedavide amaç, yan tesire yol açmadan rahatsızlığı tedavi edecek dozu bulabilmek ve bu dozda tedaviyi aksatmadan sürdürmektir.

 

İlaçlar hangi sıklıkta kullanılmalıdır?

Şizofrenide kullanılan ilaçlar, ancak düzenli kullanıldıklarında etkili olmaktadırlar. Bu nedenle, ilaç tedavisinin her gün, aksatılmadan sürdürülmesi gerekir. Ancak, ağızdan ilaç kullanımı yerine, iki-dört haftada bir eşdeğer dozlarda kalçadan yapılacak iğnelerle de tedavi tercih edilebilir.

 

İlaçlar ne kadar süre ile kullanılmalıdır?

Şizofreni belirtilerini ortadan kaldırmak kadar belirtilerin tekrarlanmasını önlemeye yönelik uzun süreli ilaç kullanımı da önemlidir, "idame tedavisi" adı verilen bu tedavinin süresi ve tedavide kullanılan ilaç dozu, tedaviyi üstlenen hekim ile birlikte bir uzlaşma zemininde belirlenmelidir. Genellikle tedavinin; rahatsızlığın başlangıç dönemindeki ilaç dozlarının, yakınmaların yatıştırılmasından sonra tedricen azaltılması suretiyle uzun yıllar aksatılmadan sürdürülmesi önerilir.

 

Uzun süre ilaç kullanımında amaçlanan nedir?

Şizofreni yineleme özelliği gösteren bir rahatsızlıktır, ilaçlar, halihazırdaki belirtileri yatıştırarak, çoğu zaman rahatsızlığın hastaneye yatmadan tedavisine imkan sağlamalarının yanı sıra hastalığın yineleme olasılığını da azaltırlar ve diğer tedavi yöntemlerinin uygulanmasına olanak sağlarlar. Ayrıca, kişinin rahatsızlığından dolayı bazı yetilerini yitirmesini de en aza indirirler. Tedavide etkili olan ilaçların bulunması, hastaların hastaneye yatmak zorunda kalmaksızın evlerinde tedavi edilmelerini sağlamış, depo hastanelerin tarihe karışmasında önemli bir rol oynamıştır. Hastaneye yatış tedaviyi kolaylaştırmakla beraber, şizofreni tedavisinin esası, zorunlu olmadıkça hastanın yaşadığı ortamdan uzaklaşmadan tedavisinin sürdürülmesine dayanmaktadır.

 

Uzun süre ilaç kullanmak ilaçlara karşı bir bağımlılık yaratır mı?

Hayır. Şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçlar, kesinlikle uyuşturucu değildirler ve bağımlılık yapmazlar. Antipsikotik ilaçları kullanan kişiler, ilaçların kendilerini uykuya meylettirdiğinden, beyinlerine uyuşukluk ve vücutlarına ağırlık verdiğinden yakınabilirler. Bu yakınmalar ilaçların olumlu etkilerinin değil, yan etkilerinin bir sonucudur. Böyle durumlarda hekime danışılarak tedavinin daha uygun bir doza ya da yeni bir ilaca yönelik olarak değiştirilmesi sorunu çözer.

 

İlaçların yan etkileri nelerdir?

Şizofrenide tedavinin önemli bir bölümünü ilaçlar oluşturduğundan ve kimi yan etkiler kişinin ilaç kullanmaya isteksizlik duymasına yol açtığından, yan etkileri ayrıntılı olarak bilmekte yarar vardır.

 

  • Sinir Sistemi üzerine yan etkiler

A- Erken dönemde ortaya çıkan yan etkiler:

Birden ortaya çıkarak özellikle boyun, ense, sırt, dil, ağız, yüz ve göz kaslarını etkileyen kimi zaman ağrılı da olabilen aralıklı kasılmalardır. Bu devrede kişinin gözleri yukarı doğru kayabilir. Bedeni bir yay gibi gerilebilir. Bu kasılmalar genellikle tedavinin ilk bir haftası içinde ortaya çıkar. Tedavinin ilk dönemlerinde görülen bir başka belirti de çok rahatsız edici bir iç sıkıntısı, yerinde duramama, sürekli dolaşma isteğidir.

 

Ayrıca, ilaç kullanımı süresince genelde tedavinin ilk bir ayı içinde parkinson hastalığı'na benzer bir tablo gelişebilir. Yüz ve boyun kaslarından başlar, omuzlara ve gövdeye yayılır. Genel olarak hareketlerde yavaşlama, jest ve mimiklerde azalma (maske yüz), deride yaşlanma, tükürük salgısında artma, konuşmada tekdüzelik, küçük adımlarla ve öne doğru hafif kambur bir şekilde kolları sallamadan yürüme (robot gibi olma), el ve ayaklarda istem dışı titremeler görülür. Yukarıda sayılan bütün yan etkiler ilacı kullanan kişileri ve yakınlarını oldukça tedirgin eder. Antipsikotiklerin herhangi bir tanesinin kullanımı sırasında ortaya çıkan sıkıntıların bütün ilaçlara karşı peşin hüküm oluşturması sık rastlanılan bir durumdur. Bir ilaçla yan etki yaşayan kişi, kullanımına karşı isteksiz hale gelebilmektedir. Öncelikle belirtmeliyiz ki, bu yan etkiler, ilacı kullanan herkeste görülmez. Görüldüğü durumlarda ise, hekimin tedaviyi yeniden düzenlemesiyle kısa süre içinde çözümlenir.

 

B-Geç dönemde ortaya çıkan yan etkiler:

Tedavinin üç aylık dönemi sonrasında daha sık görülür. Çoğu zaman yüz bölgesinde başlar. Çiğneme, dil şapırdatma, dudaklarda titreme, parmaklarda solucan gibi kıvrılmalar gibi belirtilerle kendisini gösterir.

 

  • Alerjik yan etkiler

Özellikle klorpomazin (Largactil) ile deri döküntüleri ya da güneş ışınlarına aşırı duyarlılık sonucu, deride bronzlaşma görülebilir.

 

  • Otonomik yan etkiler

Şaşkınlık hali (özellikle yaşlı hastalarda ve gece), vücudun ısı ayarının bozulması (sıcakta ateşlenme, soğukta ateşin düşmesi) gibi belirtilerin yanı sıra tansiyon değişmeleri, ağız kuruluğu, kabızlık vb. görülebilir. Son derece nadir ama, tehlikeli bir durum olan ‘nöroleptik malign sendrom' gelişebilir: Kaslarda katılaşma, ateş yükselmesi, bilinç değişiklikleriyle kendini gösterir; komaya dek gidebilir.

 

  • Göz üzerinde yan etkiler

Özellikle thioridazin (Melleril) ile günde 800 mg'ın üzerindeki dozlarda görme kaybına dek giden görme bozuklukları ortaya çıkabilir.

 

  • Hormonal yan etkiler

Özellikle kadınlarda memelerden süt gelmesi ve adetten kesilmeye neden olabilirler.

 

  • Cinsel İşlev Bozuklukları

Antipsikotikler Prolaktin adlı hormonun kan düzeyinde yükselmeye yol açarak kadınlarda yukarıda söz edilen yan etkilere yol açar. Ayrıca erkeklerde sertleşme güçlüğü, cinsel istekte azalma, boşalma sorunları da görülebilir.

 

Her antipsikotiğin cinsel işlev bozukluğuna yol açma potansiyeli farklıdır. Genel olarak klasik ilaçların - haloperidol (Norodol), zuklopentiksol (Clopixol), sulprid (Meresa) gibi cinsel işlev bozukluğuna yol açma riski daha fazla olmakla beraber atipik ilaçlardan risperidon, amisulprid gibi bazıları da cinsel işlev bozukluğuna yol açar. Bu durumda mümkünse hekim kararıyla ilaç dozunun azaltılması, sorun devam ediyorsa ilacın değiştirilmesi gerekebilir. Ancak cinsel istek azalmasını sadece ilaca bağlanması her zaman doğru değildir. Cinsel isteksizlik hastalık nedeniyle oluşan genel isteksizliğin bir parçası olarak da ortaya çıkabilir.

 

  • Kilo Artışı

Kilo artışı hemen tüm antipsikotiklerin neden olduğu yaygın bir yan etkidir. Her yaşta gerek estetik olarak sorun yaratırken gerekse başka bedensel hastalıklara da zemin hazırlamaktadır. Antipsikotik tedaviye bağlı olarak kişilerin beden ağırlığında bir yılda birkaç kilodan 20-30 kiloya varan artışlar olabilmektedir. Kilo artışı kalp damar hastalığı gelişiminde riski arttırırken ayrıca şeker hastalığı (Tip 2 Diyabet) riskini de arttırır. Kilo artışı yaşlı/genç, kadın/erkek, zayıf/kilolu ayrımı olmaksızın herkeste görülebilir. En çok kilo artışı klozapin ve olanzapin içeren antipsikotikleri kullananlarda görülebilirken naripiprazol ve ziprasidon kullanımı daha az kilo artışıyla ilişkili bulunmuştur.

 

Kilo artışını önlemek için ne yapılabilir?

Kilo artışı ilaç kullansın ya da kullanmasın günümüzde yaygın bir sağlık sorunudur. Bu sorunun çocukların sağlığını dahi tehdit ettiği bilinmektedir. Kilo artışı ilacın iştah arttırıcı etkisine bağlı geliştiğinden antipsikotik kullanan kişilerin ne yediklerine çok dikkat etmeleri, şekerli içecekleri içmemeleri, cips, gofret,kek vb. gibi atıştırmalık yiyeceklerden uzak durmaları, özellikle akşam saatlerinde fazla yememeye dikkat etmeleri önerilebilir.

 

Ayrıca her gün 30-45 dk. hızlıca yürüyüş yapılması kilo artışını dengelemede en etkili ve kolay yollardan biridir. Günlük alışverişi eve biraz daha uzak bir yerden yapmak, otobüsten bir iki durak önce inip yürümek gibi yöntemlerle yürüdüğümüz mesafeyi arttırmaya çalışmalıyız.

 

Antipsikotiklere bağlı kilo artışı özellikle o ilaca başlandıktan sonraki ilk 3 ay içinde yakından izlenmeli alınan kiloların geri verilmesi zor olacağından erken dönemde kilo artışı oluyorsa bu konu doktora danışılmalıdır. Bazı durumlarda iştah artışını dengeleyen ilaçların hekim tarafından verilmesi etkili olabilmektedir.

 

  • Uyku artışı ve sersemlik hissi

Bazı antipsikotiklerde daha belirgin olmak üzere ilaca bağlı olarak erken uyanamama, gün içinde kendini uykulu hissetme gibi yan etkiler görülebilir. Bu yan etki bazen birkaç hafta içinde kendiliğinden azalır. Devam ediyorsa dozun azaltılması, sabah saatlerinde alındığında uyku hissini azaltan bazı ilaçların tedaviye eklenmesi ya da uyku yapıcı yan etkisi daha az olan bir antipsikotiğe geçilmesi çözüm olacaktır.

 

Ancak cinsel istek azalmasında olduğu gibi uyku eğilimi de ilaçtan çok kişinin hastalığa bağlı yaşadığı genel isteksizliğin motivasyon eksikliğinin ya da gece çok geç saatlere kadar uyanık kalmanın bir sonucu olabilir. Bu durumda ilaçların değiştirilmesi ya da eklenmesinin işe yaramayacağı unutulmamalıdır.

 

 

Bütün ilaçlar yan etki gösterir mi?

Hemen hemen bütün ilaçların yan etkileri vardır. Yan etkiler, ilaçların etki mekanizmalarına ve kullanılan dozlarına bağlı olarak değişir. Ancak şizofreni tedavisinde, özellikle son yıllarda sinir sistemi üzerine yan etkileri oldukça az olan ve yukarıda 'atipik' olarak söz edilen ilaçlar daha yaygın olarak kullanılmaya başlanmış.

 

Yan etkiler ilacın kesilmesini gerektirir mi?

Hayır. Rahatsızlık düzeyine, yaşa, bünyeye göre ilaç seçimi ve doz ayarlaması yan etkileri en aza indirir. Bazı yan etkilerin önlenmesi için, bir süreliğine yardımcı ilaçlar (Akineton, Sormodren vb.) kullanılabilir. Gerekirse doz azaltılabilir ya da başka bir ilaca geçilebilir.

 

Başka ilaçlarla birlikte kullanılmasında bir sakınca var mı?

Şizofreni tedavisindeyken başka bir rahatsızlık nedeniyle ilaç kullanılması gerekebilir. Böyle durumlarda, diğer rahatsızlığın türü ve tedavisiyle halihazırda kullanılan antipsikotiklerin etkileşimi konusunda ayrıntılı bilgi almak için, tedavileri düzenleyen hekim ya da hekimlerle görüş alışverişinde bulunmakta yarar vardır.

 

Hamile iken kullanılabilir mi?

Hamileliğin özellikle ilk üç ayı süresince çok zorunlu kalınmadıkça ilaç kullanılmamalıdır.

 

Yaşlılarda nasıl kullanılmalı?

Yaşlılarda kalp-dolaşım ve sindirim sistemi üzerine yan etkileri az alan ilaçlar düşük dozlarda kullanmak daha uygundur.

 

Tedavideki en etkili ilaç hangisidir?

Şizofrenide kullanılan ilaçlar, çoğunlukla benzer etki mekanizmalarına sahiptir. Dolayısıyla şimdilik 'en etkili' tek bir ilaçtan söz etmek mümkün değildir, ilaçların aralarındaki farklılıklar daha çok yol açtıkları yan etkilere ilişkindir. Ancak, eskiden sadece varsam ve hezeyanlarda etkili ilaçlar mevcutken, giderek diğer yakınmalar üzerinde de etkili ve yan etkileri daha az olan ilaçlar kullanıma girmektedir.

 

Atipik antipsikotik ne demektir?

1967'de Klozapin'in (Leponeks) keşfiyle birlikte, bir grup antipsikotik ilacın santral sinir sistemi yan etkisi göstermediği görülmüş ve bunlar "atipik antipsikotik" olarak adlandırılmıştır.

 

Atipik antipsikotiklerin özellikleri nelerdir?

  • Klasik antipsikotik ilaçlar kadar etkilidirler.
  • Merkezi sinir sistemi yan etkileri yapmazlar veya bu tür yan etkileri çok azdır.
  • "Geç diskinezi adı verilen daha çok yüz bölgesinde çiğneme, dil şapırdatma, dudaklarda titreme, parmaklarda kıvrılma hareketleri gibi belirtilerle kendini gösteren yan etkileri yoktur veya bu yan etkileri minimal düzeydedir.
  • Klasik antipsikotik ilaçlar gibi prolaktin (süt yapıcı hormon) salgısını arttırmazlar.
  • Hem pozitif hem negatif belirtilerde etkilidirler.

 

Atipik antipsikotiklerin yan etkileri nelerdir?

Uykuya eğilim, yorgunluk, uyuşukluk, baş dönmesi, kabızlık, iştah artışı, kilo alma, taşikardi (Nabız sayısında artış), postural hipotansiyon, kilo alma, ateş, salyada artış, terleme, bulantı kusma, ağız kuruluğu, idrar yapmada zorluk, bilinç bulanıklığı, cilt lezyonları, EKG değişiklikleri, EEG değişiklikleri, karaciğer enzimlerinde yükselme gibi yan etkileri vardır.

 

Atipik antipsikotikler hangi hastalara verilir ?

Klasik ilaçlara yanıt vermeyen veya onları yan etkileri nedeniyle rahatlıkla kullanamayan hastaların tedavisinde atipik antipsikotikler verilebilir.

 

Atipik antipsikotikleri kullanırken dikkat edilmesi gereken yan etkiler nelerdir?

Atipik antipsikotiklerden Clozapin'in en önemli yan etkisi %1 oranında görülen Agranülositoz yani beyaz kan hücreleri sayısının 500’ün altına düşmesidir. Bu durumda vücut enfeksiyona yani ateşli hastalıklara yatkın hale gelir. Genellikle 2-4 aylık ilaç kullanımı sonrasında görülür. Agranülositozu erken tespit etmek için ilk 18 hafta boyunca haftada 1, daha sonra en az ayda 1 kez kan sayımı yaptırmak gerekir. Beyaz küre sayısı 3000 in altına inince önlem olarak ilaç kesilir ve beyaz küre sayısı tekrar normal düzeyine döner. Kanda beyaz küre sayısı düştüğünde ateş ve halsizlik olur, hasta ve/veya ailesi araya giren enfeksiyonları doktorlarına bildirmelidirler. Eğer araya enfeksiyon girerse kan sayımı sıklaştırılmalıdır.

 

Şizofrenide "şok tedavisi” kullanılıyor mu?

Halk arasında "şok tedavisi" diye bilinen elektro konvülsif terapi (EKT), düşük doz elektrik akımı ile hastaya bir tür sara nöbeti oluşturmaktan ibarettir. Bu tedavinin yan etkileri, admin ve çağrışımının ürkütücülüğüne karşın oldukça azdır. EKT, şizofrenide ilk etapta düşünülen ya da her durumda uygulanan tedavi değildir.

 

Ancak şizofreni hastalarında ciddi intihar düşünceleriyle birlikte ağır depresyon, katatoni denen hareketlerin çok aza inmesi konuşmama, yememe içmeme gibi belirtilerle kendini gösteren durum ve ilaç tedavilerine yeterli düzeyde yanıt alınamayan "tedaviye dirençli şizofreni" durumlarında EKT uygulaması olumlu sonuçlar vermektedir.

 

Uzun etkili iğne şeklindeki antipsikotiklerin tedavideki yeri nedir?

Depo antipsikotikler denen uzun etkili antipsikotikler 15-30 günde bir kas içine iğne yoluyla uygulandığında kişi her gün ağızdan ilacını kullanıyormuş gibi sabit bir ilaç kan düzeyi sağlarlar. Bu ilaçlar özellikle ağızdan ilaç kullanmakta zorlanma, unutma, ilaçları hatırlatacak bir yakının olmaması gibi durumlarda ilaç uyumu sorununa bir çözüm sağlayabilir. On yıl öncesine kadar sadece klasik antipsikotiklerin depo şekilleri bulunduğundan bu ilaçların yan etkileri de fazla olabilmekteydi. Son yıllarda atipik ilaçların da uzun etkili biçimlerinin geliştirilmesi ilaçların düzenli kullanılmamasına bağlı hastalığın alevlenmesi sorununa çözüm yolunda önemli bir katkıdır.

 

Halen piyasada bulunan antipsikotiklerin ortalama günlük dozları nedir?

Burada 2012 Ekim ayı itabarıyla piyasada bulunan antipsikotiklerden bazılarının günlük devam tedavisi dozları belirtilmektedir. Alevlenme durumlarında ve istenen etkinin görülmediği durumlarda doktorunuz dozu sizin durumunuza göre ayarlayacaktır.

 

Tipik antipsikotikler: Haloperidol (Norodol; 5-20 mg. / gün), Trifluoperazin (Stilizan; 5-20 mg. / gün), Zuklopentiksul (Clopixol; 25-100 mg. / gün), Flupentiksol (Fluanxol; 6-18 mg. / gün)

 

Atipik antipsikotkler: Amisulprid (Solian; 400-1200 mg. / gün), Aripiprazol (Abilify, Abizol; 5-30 mg. / gün), Ketiapin (Seroquel, Cedrina 300-600 mg. / gün), Olanzapin (Zyprexa, Rexapin 10-30 mg. / gün), Paliperidon (Invega; 6-12 mg. / gün), Risperidon (Rispersdal Rileptid 2-6 mg. / gün), Ziprasidon (Zeldox, 80-160 mgç / gün)

 

İlaç kullanmak dışında yapılabilecek şeyler nelerdir?

Şizofreni, kalıtımsal yatkınlığı olan kişilerde ağır dışsal zorlanmalar, sorun çözme yeteneklerinin yetersizliği ve toplumsal destek sistemlerinin zayıflığı gibi ek koşulların bir araya gelmesi sonucunda ortaya çıkar ya da tekrarlar.

 

Bu nedenle,

 

  • Belirtilerin ortadan kaldırılması için ilaç kullanmak,
  • Zorlamaların sıkıntısını gidermek için çevresel düzenlemeler yapmak,
  • Toplumsal destek sistemlerini güçlendirmek için aile ve grup terapilerine, kendine yardım gruplarına katılımlarını sağlamak,
  • Toplumsal becerilerini ve sorun çözme yeteneklerini arttırmak için eğitmek, destekleyici psikoterapi yöntemlerinden istifade etmek gerekli olabilir.

 

İLAÇ TEDAVİSİ

Copyright © 2015 Tüm hakları saklıdır. Şizofreni Dostları Derneği

Designed by Leyla Atavi & Kaya Hacaloğlu